Bilim nedir / Bilim tedavisi Vizyonsuz.com

Bilim,Bilim >

Sponsorlu Bağlantılar

Obsesyon nedir?:

Perşembe, Mayıs 20th, 2010

obsesyon hakkında bilmeniz gerekenler. obsesyon nedir hakkıda bilgi.
Katı disiplin ve baskının yoğun olduğu ortamlarda ‘Obsesif Kompulsif Bozukluk’ ortaya çıkıyor. Yatak örtüsünün belli şekilde katlanması ve yürürken çizgilere basılmaması bu hastalığın belirtileri olabiliyor

İstanbul Üniveritesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Konsültasyon-Liyezon Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, ‘Obsesif Kompulsif Bozukluk’ hakkında bilgi verdi.

‘Obsesif Kompulsif Bozukluk’ (OKB) ne zamandan beri gündemde?
‘Obsesif Kompulsif Bozukluk’ (OKB), insanlık tarihi kadar eski… İlkel toplumlardaki büyüsel törenler, belirli özellikleriyle obsesif ritüellerdir. Shakespeare ‘Makbet’te ‘OKB’yi çok güzel bir şekilde tanımlamıştır. Kralın ölümünün ardından sürekli ellerini yıkayan Lady Makbet, ‘Akdeniz’in bütün suları gelse, bu kirli eller temizlenemez’ der. Yani ruhsal kişilik duygusu, bedensel pislik duygusu ile yer değiştirmiştir. Burada bilinçdışı suçluluk duygusu belirgindir. OKB’nin içeriği; bilinçaltı baskılanmış yasak dürtüler ve bu dürtülerle bağlantılı olan suçluluk duygusuyla ilgilidir. OKB’si olan insanlarda sıklıkla kaydedilen kişilik özellikleri aşırı titizlik, mükemmeliyetçilik, aşırı düzenlilik, cimrilik ve kararsızlıktır.

AHLAK ANLAYIŞINA TERS!
OKB’nin ortaya çıkmasında etkili faktörler neler?
OKB’nin nörobiyolojik zemini kuşkusuz vardır. Aşırı kuralcı, disiplinli ve baskıcı aile yapısı, bu hastalığı tetiklemektedir. OKB, toplumda ‘takıntı ve saplantı hastalığı’ olarak bilinen obsesyon ve kompulsiyonlarla giden psikiyatrik bir hastalıktır. Bu hastalığın en önemli özelliği, kişilerin takıntılı düşüncelerinin ve davranışlarının farkında olmasıdır. Bu düşünceler, ahlak anlayışlarına terstir ama kurtulamazlar.

BİR SAATLERİ GİDİYOR
Hastalık, kişiyi nasıl etkiler?
OKB tanısı alan bir hastanın günde en az bir saati takıntılı uğraşlarla geçmektedir. Günlük ve iş yaşamı, sosyal aktiviteleri de hastalıktan etkilenmektedir. OKB, uzun süre tedavi gerektiren, düzelmeler ve bazen tekrarlamalarla seyreden bir hastalıktır.

Peki takıntı bulaşıcı mı?
Son yıllarda yapılan araştırmalar OKB’nin toplumda yüzde 2 dolayında olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yani her 50 kişiden birinde OKB bulunmaktadır. Ancak birçok kişi, belirtilerin hafif olması nedeniyle hastalığını saklar. Rahatsızlğını belli etmek istemez ve hekime başvurmaktan kaçınır. OKB, stresli bir yaşam tarzından kaynaklanabileceği gibi birinci derece yakınlarında rahatsızlık olanlarda da görülür.

OBSESYON NEDİR?
Obsesyonlar kişinin isteği dışında aklına gelen, kişiyi tedirgin eden ve de zihninden atamadığı, kontrol edemediği düşünce, düşlem, duygu ya da dürtülerdir. Kişi bunların mantıksız olduğunu bilmesine rağmen zihninden atamamaktadır. Tüm karşı koymalara rağmen bu takıntılar zorlayıcı, huzursuzluk verici, inatçı ve tekrarlayıcıdır.

ERKEKTE 19, KIZDA 22 YAŞINDA GÖRÜLÜYOR
Hangi yaş aralığında daha sık görülür?
Hastalığın ilk belirtileri küçük yaşlardan itibaren başlayabilmekle beraber ortalama başlangıç yaşı 20′dir. Nadir olarak daha ileri yaşlarda da başlayabilir. Genellikle ergenliğin sonuna doğru ya da erken erişkinlik döneminde başladığı söylenebilir. OKB hastalarının, üçte biri ilk belirtileri çocukluk döneminde yaşamaya başlar. Olguların yarısından fazlasında belirtiler anidir. Stresli yaşam da hastalığın başlamasını kolaylaştırmaktadır.

HUZURSUZLUĞA DİKKAT
Kaç yaşından itibaren görülmeye başlar?
Etkisi uzun yıllar sürer mi? İki yaşından başlayarak çocuklarda ve ergenlerde bazı obsesyonlar ve kompulsiyonlar görülebilir. Bu belirtiler genellikle bir dönem olup, sonra kendiliğinden kaybolabilir. Yatak örtüsünün belli şekilde katlanması, ışığın açık bırakılması, yürürken çizgilere basılmaması ve mikrop kapma korkusu OKB’yi düşündürtecek belirtiler olabilir. Çocuk ve ergenlerde belli yaşlarda başlayıp, genelde okul çağı ya da ergenlik sonuna kadar sürebilen bu belirtileri hastalık olarak görmemek gerekir. Çocuğun günlük yaşam aktivitesini bozacak denli yoğunlaşırsa ya da çocuk şiddetli huzursuzluk ve sıkıntı yaşamaya başlarsa bir çocuk psikiyatristine danışmak gerekebilir. OKB kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda görülür. Erkeklerde ortalama 19, kadınlarda ise ortalama başlangıç yaşı 22 olarak saptanmıştır.

CİNSELLİK DÜŞÜNÜP EVDEKİ FİŞLERİ KONTROL EDERLER
Sık görülen OKB’ler nelerdir?
Obsesyon ve kompulsiyonlar en sık şu şekillerde görülür:

Kirlenme obsesyonu
Kişi dokunduğu ve oturduğu yerden ya da giydiği giysiden kendisine zarar verecek, kirletecek bir şey bulaşmış olabileceği obsesyonuna kapılır. El sıkışınca, paraya dokununca, kapıyı tutunca temas ettiği nesne ya da canlıdan kendisine mikrop, sperm, idrar ya da dışkı gibi vücut atıklarının bulaşabileceği şekilde obsesyonları vardır. Tuvalete girdiğinde giysilerine idrar sıçramış olabileceğini, bulaşık ya da çamaşır makinesindeki kirlilerin iyi yıkanmamış olabileceğini, market rafından aldığı gıda ya da benzeri nesnenin kutusuna daha önce dokunan birinden herhangi bir şey bulaşabileceğini düşünür. Bulaşma obsesyonu ortaya çıktığında kişi, kendisini ya da o nesneyi yeniden belli sayıda yıkamak için karşı koyamadığı bir dürtü hisseder.

Kontrol etme obsesyonu
‘Anahtarı yanıma aldım mı?’, ‘Ocağı kapattım mı?’, ‘Fişi çektim mi?’ gibi bir eylem ya da davranışı yapıp yapmadığından emin olamama obsesyonudur. Kontrol etme obsesyonu olan kişi, emin olamadığı eylemi tekrar tekrar kontrol etmek zorunda hisseder. Kontrol etmediğinde, giderek yoğunlaşan anksiyete duygusu yaşar.

Simetri obsesyonu
Belirli ortam, nesne ya da durumların simetrik bir şekilde olması gerektiği obsesyonu ya da bir eylemin belirlenmiş bir sırada yapılması gerektiği obsesyonu olarak görülür. Masanın üzerindeki eşyalar belirli bir düzende durmazsa çalışmaya başlayamama ve sürekli o düzeni korumaya çalışmaktan işi yapamama olarak ortaya çıkar.

Dini obsesyonlar
Dindar bir kişinin ibadet sırasında aklına günah olduğunu düşündüğü şeylerin gelmesi şeklinde görülür. Örneğin; bu düşünceler namaz sırasında gelirse, kişi yoğun anksiyete ve suçluluk duygularıyla birlikte, namaza yeniden başlamak zorunda kalır. Bazen namaz saatlerce sürer.

Cinsellikle ilgili obsesyonlar
Sıklıkla kişinin aklına ayıp ya da günah olarak değerlendirdiği cinsel eylem ya da düşüncelerin gelmesidir. Yakınlarıyla seks, karşısındaki kişinin cinsel organına baktığının sanılacağı korkusu, çırılçıplak soyunup sokağa çıkma, eşcinsel olma ve benzeri tarzda olabilir.

Saldırganlık obsesyonu
Genellikle kendisine, çok yakınlarına ya da başkalarına zarar verecek bir eylemde bulunabileceği şeklinde ortaya çıkar. Çocuğunu, eşini, anne babasını yaralayabileceği, öldürebileceği düşüncesini taşır. Bazen kişi bu düşüncelerini eyleme çevirebileceğinden o denli korkar ki, evdeki tüm kesici aletleri ortadan kaldırabilir. Böyle bir takıntısı olan kişi aslında bu eylemi hiçbir zaman yapmaz.

BANA ‘DELİ’ DEMESİNLER
Nasıl teşhis ediliyor?
OKB birdenbire başlayabileceği gibi sıkıntılı bir olaydan sonra da ortaya çıkabilir. Bu hastalar genelde titiz, düzenli ve mükemmeliyetçi kişilerdir. Konuşmaları aşırı düzgün ve kibardır. Düşüncelerine inatçılık hakimdir. Kişi bunu saçma bulsa da bir türlü engelleyemez. Ama mantığına, görüşlerine, ahlak anlayışına ve inançlarına ters bulur. Bu düşüncelerden kurtulmaya çabalar. Fakat çabaladıkça düşünceler artar. Bu kez de akılına gelen düşüncelerin içeriğine göre kendisini günahkâr ve suçlu gibi görmeye başlar. Bu aşamadan sonra hayat hastalar için çekilmez hale gelir.

Hastalık varlığını nasıl gösterir?
Hastaların bir bölümü uzun zaman bu saçma düşünce ve davranışların bir hastalık olduğunu düşünmez. Çoğu hasta ise bu düşüncelerini yakınlarına, ailesine ya da bir doktora söylemeye çekinir. Aklına gelen düşüncelerden utanır ya da kendisine ‘deli’ deneceğinden korkar. Bu yüzden çoğu OKB hastası, tedaviye geç başvurur ve zaman yitirir.

Ölümcül hastalığı olduğu hastaya söylenmeli mi?

Cumartesi, Nisan 24th, 2010

Ölümcül hastalığı olduğu hastaya söylenmeli mi – söylenmemeli mi sorusunun yanıtı makalemizde gizli..

null

Prof. Dr. Durkaya Ören, “Ölümcül hastalık bir gerçektir. Bu hastalık saklanamaz, üstü örtülemez. Biz saklasak da bu gerçek eninde sonunda ürkütücü yüzünü ortaya çıkacaktır” diyor.

Atatürk Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Durkaya Ören, ”Ölümcül hastalık bir gerçektir. Bu hastalık saklanamaz, üstü örtülemez. Biz saklasak da bu gerçek eninde sonunda ürkütücü yüzünü ortaya çıkacaktır” dedi.

Prof. Dr. Ören, Aziziye Araştırma Hastanesi Konferans Salonu’nda verdiği ”Ölümcül Hastalık Hastaya Söylenmeli mi?” konulu konferansta, ölümcül hastalığın insana nasıl ve ne şekilde söylenmesi gerektiğini anlattı.

İnsanın kısa sürede öleceğini bilmesinin yaşamına damga vuracak kararlar almasına neden olduğunu ifade eden Ören, ”Çünkü her şey, gururlar, küçük düşme ve başarısızlık korkuları kendini ölüm karşısında yitirir. Kaybedilecek bir şey olduğu düşüncesini yok etmenin en iyi yolu da insanın öleceğini hatırlamasıdır” diye konuştu.

Her insanın ölüm gerçeğini çok iyi bildiğini ancak hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığını belirten Ören, şunları söyledi:

”İnsanlar ölümün doğum gibi doğal olduğunu kabul etseler yaşamak daha kolay olurdu. Yardıma muhtaç insanlar için ölüm bir kurtuluş olarak görülüyorsa ölüm çok da korkulacak bir şey değildir. Normal ömürlük yaşayanlar ölüme hazırlıklı olabiliyor ancak ani ve beklenmedik ölümler insanı hazırlıksız yakalıyor.

Normalde ölüm zamanının bilinmemesi yaşamda kolaylık sağlıyor ve insan hayata bağlanıyor. Çoğu zaman öleceği aklına bile gelmiyor. Yarınlara umutla bakıyor ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayabiliyor.”

Ölümcül hastalığın insanın yaşama gücünü yok ettiğini, umutlarını kırdığını, yaşamla bağlarını kopardığını ifade eden Ören, ”İnsanlar ölümcül bir hastalığı olduğunu bildiği zaman, ne kadar yaşayacağını, ne zaman öleceğini biliyor. Hasta, ölümcül hastalığını ve bunun sonucunu bilmeye hakkı vardır” diye konuştu.

İnsanların ölümcül hastalıklar karşısında farklı tepkiler verdiğine dikkati çeken Ören, şunları kaydetti:

”Bazı insanlar ölümcül hastalığını öğrendiği zaman ‘O an bittim, dünya başıma yıkıldı. Sanki zamanın dışında adım atıyordum. Kamyon çarpmışa döndüm. Yüzüme bir kapı kapandı, karanlık çöktü bana’ diyor. ‘Hayat bize sürpriz yaptı.

Eskiden hayal kırıklarım olurdu ama artık yok’ diyenler de var. Bunun için hastalık hastaya doğru şekilde söylenmelidir. Hastalık hakları yönetmeliğinin 15. ve 19. maddesine göre de hasta, hastalığın seyri ve sonuçları hakkında bilgi alma hakkına sahiptir. Hasta kendisinin bilgi istememesi ve verilecek bilginin hastaya zarar verebilmesi halinde hastalık hastaya söylenmez.”

‘ÜMİT KAPISI AÇIK BIRAKILMALI’

Prof. Dr. Ören, hastalık söylenirken dikkat edilmesi gereken hususları şöyle sıraladı:

”Hekim daima ümit kapısını açık bırakmalı ve hastanın her şeyi henüz kaybetmediğini aktarılmalıdır. Olay, ailenin, doktorun ve hastanın aynı safta çarpışacağı bir savaştır. İnsanların sosyal yapısı birbirine benzemez. Bu göz önünde bulundurularak hastanın sosyal yapısı anlaşılmalı ve yaklaşım ona göre ayarlanmalıdır. Ölümcül hastalık şok etkisi yapabilir.

ABD’de hastaya hastalığının ne olduğu, seyri ve sonuçları açıklanır. İtalya, İspanya, Yunanistan gibi Güney Avrupa ülkelerinde kanser tanısı ve prognozu söylenmemektir. Ülkemizde de benzer yaklaşım ağır basmaktadır. Ölümcül hastalık bir gerçektir. Bu hastalık saklanamaz, üstü örtülemez. Biz saklasak da bu gerçek eninde sonunda ürkütücü yüzünü ortaya çıkaracaktır. Onun için de bize düşen, hastayı bu gerçekle ehven şekilde yüzleştirmektir.”

Konferansa, AÜ Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sabri Selçuk Atamanalp ve öğretim üyeleri de katıldı.

Boy uzatmak için farklı ve ilginç bir yöntem keşfedildi

Pazar, Mart 28th, 2010

izmirdeki doktorlarımız tarafından bulundu ve uygulandı.. yazının devamını okuZ…
izmir Dokuz Eylül Üniversitesinden 4 bilim adamı, insan boyunu hem uzaktan kumanda ile hem de belirli bir ağırlık uygulayarak uzatmak için geliştirdikleri 2 farklı projenin patentini almak için Avrupa Patent Ofisine başvurdu

İlk projede boy uzatmak isteyenler için kemik içerisine çakılan çiviler, uzaktan kumanda ile her gün 1 mm boy uzatacak. Bu projede hasta, yattığı yerden boyunu uzatabilecek. Diğer projede ise günde bir kez ayağını yere sertçe vuran kişinin boyu aynı oranda uzayabilecek. Projeyle birlikte bir kişinin boyu 3.5 ay gibi kısa bir sürede 10 santimetre uzatılabilecek.
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Havıtçıoğlu, TÜBİTAK ve DPT’den aldıkları destek sayesinde geliştirdikleri laboratuvarlarında, Bilgisayar Mühendisliği, Makine Mühendisliği, Kimya Fakültesi ve bazı bölümlerle ortaklaşa projeler geliştirdiklerini anlattı.
Havıtçıoğlu, kendisiyle birlikte Doç. Dr. Önder Baran, araştırma görevlileri Bora Uzun ve Hakan Oflaz ile hem mekanik hem de şekil bellekli alaşımlardan yararlanılarak insan boyunu uzatmak için geliştirdikleri proje için Avrupa Patent Ofisine 18 Eylül 2006 tarihinde başvurduklarını, kısa süre sonra patentlerin gelmesini beklediklerini kaydetti.

Çiviye kontrol

Bacağını uzatmak isteyen kişi için önceden ne kadarlık bir uzamanın gerçekleştirileceğini tespit ettiklerini, laboratuvarlarda, kemik içerisine çakılacak çivinin ona göre tasarlandığını belirten Havıtçıoğlu, “Hastanın bacağı 4 cm kısa ise çivinin içerisine yerleştirilen özel sistemlerle o miktarda boy uzayacak. Hasta istese de bunun üzerinde bir uzama gerçekleşmeyecek” dedi.
Şekil bellekli alaşımlardan yararlanılarak insanın boyunun uzatılması projesinde, elektronik bir frekansın uzaktan kumanda ile harekete geçirilerek kemik içerisine çakılan çivinin yukarıya doğru hareketinin sağlanacağını dile getiren Havıtçıoğlu, hastaya verilecek kumandayla kendi boyunu kendisinin uzatabileceğini ifade etti. Havıtçıoğlu, çivilerin kemik kaynaması sağlandıktan sonra çıkarılabileceğini kaydetti.

Sistem kitleniyor

Geliştirilen yöntemlerin uyluk ve kaval kemiklerine monte edilebileceği bilgisini veren Havıtçıoğlu, hastanın boyunun her gün 1 milimetre uzatılabileceğini, bu yöntemlerle kısa bir sürede uyluk kemiğinin 15, kaval kemiğinin 10 cm olmak üzere toplam 25 santimetrelik bir uzamanın gerçekleştirilebileceğini bildirdi.
Havıtçıoğlu şöyle konuştu:
“Mekanik yöntemde, hasta günde bir kez bacağına aşırı yüklenme yapacak. Kemik içerisine yerleştirilen çivinin özel aksamları var. Belirli yüklenme karşısında çivi kendiliğinden uzayacak. Vücut ağırlığının ortalama 3 katı kadar bir kuvvetle yere vurulduğunda çiviler dişliler yardımıyla harekete geçiyor ve 1 milimetrelik bir uzama gerçekleşmiş oluyor. İstenen uzama sağlandığında otomatik olarak sistem kilitleniyor.
Diğer yöntemde ise belli bir frekansta bilgisayar mühendisleri tarafından yüklenen sistem, hastanın kendisi tarafından uzaktan kumandayla uygulanabiliyor. Hastaya bir şifre veriliyor, uzaktan kumandayla gönderilen frekansla sistem çalışıyor ve ne kadarlık bir uzama sisteme yüklenmişse bir günde 1 milimetrelik uzamayla istenen boya kavuşulmuş oluyor.
Bu sistemlerin diğer boy uzatma sistemlerinden en büyük farkı hem acıyı çok azaltması, hem tedavi sürecini yarı yarıya indirmesi, hem de enfeksiyonu ortadan kaldırması. Diğer yöntemlerde 10 cm’lik bir boy uzatma işlemi 7 ay sürerken, bu yöntemlerde 3.5 ay sürecek.”

Boy uzayacak

Bu yöntemlerin her isteyene uygulanmayacağına dikkati çeken Havıtçıoğlu, bacağında travma sonrasında tek bacakta kısalığı olanların, değişik nedenlerle bacağı kısa olanların ve boyu kısa olanların boyunun uzatılacağını kaydetti.
Havıtçıoğlu, “Boy uzatmanın amacı estetik amaçlı değil fonksiyon amaçlı. (Benim boyum 175 bir 10 cm daha uzatıp manken olmak istiyorum) diyenlerin boyunu uzatmayı uygun görmeyiz” diye konuştu.

Konu hakkında tüm bilgileri aşağıdaki adres ve telefondan alabilirsiniz:

DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ Cumhuriyet Bulvarı No: 144 35210 Alsancak / İZMİR
Telefon:+90(232) 412 12 12 Faks:+90 (232) 464 81 35

Diş gıcırdatma hakkında bilmemiz gerekenler

Cumartesi, Mart 27th, 2010

diş sağlığı – diş gıcırdatma> ..Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Çiğdem Küçükeşmen, gece uyurken dişlerin gıcırdatılması ve çene sıkma olayının temelinde psikolojik sorunların yattığını söyledi.

Küçükeşmen, gece uykuda diş gıcırdatma veya diş sıkma sorunun temelinde psikolojik etkenlerin etkin rol oynadığını belirterek, şunları söyledi:

”Uyurken diş gıcırdatma veya çene sıkma olayının temelinde psikolojik sorunlar yatmakta, çözüm ise sıkıntıya neden olan sorunun giderilmesinde. Eğer gece uykunuzda bilinçsiz olarak dişlerinizi gıcırdatıyorsanız, mutlaka gün içinde yaşadığınız sorunlar sizi etkisi altında bırakmıştır. Bize gelen şikayetlerde bu bulgulara rastlıyoruz. Günlük hayatımızda çeşitli problemlerden dolayı strese kapılmaktayız, bunlar da bizleri olumsuz etkiliyor. Gece uykuda ise bunların yansıması yaşanıyor.”

Diş gıcırdatmaya çocuklarda ve hatta dişleri çıkan bebeklerde de rastlandığını kaydeden Küçükeşmen, ”Çocuğunuzda diş gıcırdatma olayına şahit oluyorsanız, mutlaka sorunlarını irdeleyin. Arkadaşları ile tartışma yaşamış olabilir, bakıcısı ile problemi olabilir. Bunları sorgulayın” dedi.

Diş gıcırdatmanın bilinçaltında yapıldığını ve uykuda olan kişinin bunun farkında bile olmadığını belirten Küçükeşmen, diş yapısının da diş gıcırdatma olayına etken olabileceğini savundu. Sorunun zamanında giderilmesi gerektiğini vurgulayan Çiğdem Küçükeşmen, sürekli diş gıcırdatma olayının yaşanması halinde eklemlerde ağrı, çene dokusunda hassasiyet oluşabileceğini ayrıca baş ağrısı ve ağız yapısının bozulabileceğini kaydetti.
Bunun yanı sıra dişlerin sürtünmeden dolayı zarar göreceğini bildiren Küçükeşmen, ”Önlem alınmadığı takdirde sürtünmelerden ötürü diş yapısı zarar görür. Küçülmeler oluşabilir” uyarısında bulundu.
Kaynak:cumhuriyet.com.tr

Sponsorlu Bağlantılar