Prof Dr nedir / Prof Dr tedavisi Vizyonsuz.com

Prof Dr,Prof Dr >

Sponsorlu Bağlantılar
Page 1 of 212

Obsesyon nedir?:

Perşembe, Mayıs 20th, 2010

obsesyon hakkında bilmeniz gerekenler. obsesyon nedir hakkıda bilgi.
Katı disiplin ve baskının yoğun olduğu ortamlarda ‘Obsesif Kompulsif Bozukluk’ ortaya çıkıyor. Yatak örtüsünün belli şekilde katlanması ve yürürken çizgilere basılmaması bu hastalığın belirtileri olabiliyor

İstanbul Üniveritesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Konsültasyon-Liyezon Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, ‘Obsesif Kompulsif Bozukluk’ hakkında bilgi verdi.

‘Obsesif Kompulsif Bozukluk’ (OKB) ne zamandan beri gündemde?
‘Obsesif Kompulsif Bozukluk’ (OKB), insanlık tarihi kadar eski… İlkel toplumlardaki büyüsel törenler, belirli özellikleriyle obsesif ritüellerdir. Shakespeare ‘Makbet’te ‘OKB’yi çok güzel bir şekilde tanımlamıştır. Kralın ölümünün ardından sürekli ellerini yıkayan Lady Makbet, ‘Akdeniz’in bütün suları gelse, bu kirli eller temizlenemez’ der. Yani ruhsal kişilik duygusu, bedensel pislik duygusu ile yer değiştirmiştir. Burada bilinçdışı suçluluk duygusu belirgindir. OKB’nin içeriği; bilinçaltı baskılanmış yasak dürtüler ve bu dürtülerle bağlantılı olan suçluluk duygusuyla ilgilidir. OKB’si olan insanlarda sıklıkla kaydedilen kişilik özellikleri aşırı titizlik, mükemmeliyetçilik, aşırı düzenlilik, cimrilik ve kararsızlıktır.

AHLAK ANLAYIŞINA TERS!
OKB’nin ortaya çıkmasında etkili faktörler neler?
OKB’nin nörobiyolojik zemini kuşkusuz vardır. Aşırı kuralcı, disiplinli ve baskıcı aile yapısı, bu hastalığı tetiklemektedir. OKB, toplumda ‘takıntı ve saplantı hastalığı’ olarak bilinen obsesyon ve kompulsiyonlarla giden psikiyatrik bir hastalıktır. Bu hastalığın en önemli özelliği, kişilerin takıntılı düşüncelerinin ve davranışlarının farkında olmasıdır. Bu düşünceler, ahlak anlayışlarına terstir ama kurtulamazlar.

BİR SAATLERİ GİDİYOR
Hastalık, kişiyi nasıl etkiler?
OKB tanısı alan bir hastanın günde en az bir saati takıntılı uğraşlarla geçmektedir. Günlük ve iş yaşamı, sosyal aktiviteleri de hastalıktan etkilenmektedir. OKB, uzun süre tedavi gerektiren, düzelmeler ve bazen tekrarlamalarla seyreden bir hastalıktır.

Peki takıntı bulaşıcı mı?
Son yıllarda yapılan araştırmalar OKB’nin toplumda yüzde 2 dolayında olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yani her 50 kişiden birinde OKB bulunmaktadır. Ancak birçok kişi, belirtilerin hafif olması nedeniyle hastalığını saklar. Rahatsızlğını belli etmek istemez ve hekime başvurmaktan kaçınır. OKB, stresli bir yaşam tarzından kaynaklanabileceği gibi birinci derece yakınlarında rahatsızlık olanlarda da görülür.

OBSESYON NEDİR?
Obsesyonlar kişinin isteği dışında aklına gelen, kişiyi tedirgin eden ve de zihninden atamadığı, kontrol edemediği düşünce, düşlem, duygu ya da dürtülerdir. Kişi bunların mantıksız olduğunu bilmesine rağmen zihninden atamamaktadır. Tüm karşı koymalara rağmen bu takıntılar zorlayıcı, huzursuzluk verici, inatçı ve tekrarlayıcıdır.

ERKEKTE 19, KIZDA 22 YAŞINDA GÖRÜLÜYOR
Hangi yaş aralığında daha sık görülür?
Hastalığın ilk belirtileri küçük yaşlardan itibaren başlayabilmekle beraber ortalama başlangıç yaşı 20′dir. Nadir olarak daha ileri yaşlarda da başlayabilir. Genellikle ergenliğin sonuna doğru ya da erken erişkinlik döneminde başladığı söylenebilir. OKB hastalarının, üçte biri ilk belirtileri çocukluk döneminde yaşamaya başlar. Olguların yarısından fazlasında belirtiler anidir. Stresli yaşam da hastalığın başlamasını kolaylaştırmaktadır.

HUZURSUZLUĞA DİKKAT
Kaç yaşından itibaren görülmeye başlar?
Etkisi uzun yıllar sürer mi? İki yaşından başlayarak çocuklarda ve ergenlerde bazı obsesyonlar ve kompulsiyonlar görülebilir. Bu belirtiler genellikle bir dönem olup, sonra kendiliğinden kaybolabilir. Yatak örtüsünün belli şekilde katlanması, ışığın açık bırakılması, yürürken çizgilere basılmaması ve mikrop kapma korkusu OKB’yi düşündürtecek belirtiler olabilir. Çocuk ve ergenlerde belli yaşlarda başlayıp, genelde okul çağı ya da ergenlik sonuna kadar sürebilen bu belirtileri hastalık olarak görmemek gerekir. Çocuğun günlük yaşam aktivitesini bozacak denli yoğunlaşırsa ya da çocuk şiddetli huzursuzluk ve sıkıntı yaşamaya başlarsa bir çocuk psikiyatristine danışmak gerekebilir. OKB kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda görülür. Erkeklerde ortalama 19, kadınlarda ise ortalama başlangıç yaşı 22 olarak saptanmıştır.

CİNSELLİK DÜŞÜNÜP EVDEKİ FİŞLERİ KONTROL EDERLER
Sık görülen OKB’ler nelerdir?
Obsesyon ve kompulsiyonlar en sık şu şekillerde görülür:

Kirlenme obsesyonu
Kişi dokunduğu ve oturduğu yerden ya da giydiği giysiden kendisine zarar verecek, kirletecek bir şey bulaşmış olabileceği obsesyonuna kapılır. El sıkışınca, paraya dokununca, kapıyı tutunca temas ettiği nesne ya da canlıdan kendisine mikrop, sperm, idrar ya da dışkı gibi vücut atıklarının bulaşabileceği şekilde obsesyonları vardır. Tuvalete girdiğinde giysilerine idrar sıçramış olabileceğini, bulaşık ya da çamaşır makinesindeki kirlilerin iyi yıkanmamış olabileceğini, market rafından aldığı gıda ya da benzeri nesnenin kutusuna daha önce dokunan birinden herhangi bir şey bulaşabileceğini düşünür. Bulaşma obsesyonu ortaya çıktığında kişi, kendisini ya da o nesneyi yeniden belli sayıda yıkamak için karşı koyamadığı bir dürtü hisseder.

Kontrol etme obsesyonu
‘Anahtarı yanıma aldım mı?’, ‘Ocağı kapattım mı?’, ‘Fişi çektim mi?’ gibi bir eylem ya da davranışı yapıp yapmadığından emin olamama obsesyonudur. Kontrol etme obsesyonu olan kişi, emin olamadığı eylemi tekrar tekrar kontrol etmek zorunda hisseder. Kontrol etmediğinde, giderek yoğunlaşan anksiyete duygusu yaşar.

Simetri obsesyonu
Belirli ortam, nesne ya da durumların simetrik bir şekilde olması gerektiği obsesyonu ya da bir eylemin belirlenmiş bir sırada yapılması gerektiği obsesyonu olarak görülür. Masanın üzerindeki eşyalar belirli bir düzende durmazsa çalışmaya başlayamama ve sürekli o düzeni korumaya çalışmaktan işi yapamama olarak ortaya çıkar.

Dini obsesyonlar
Dindar bir kişinin ibadet sırasında aklına günah olduğunu düşündüğü şeylerin gelmesi şeklinde görülür. Örneğin; bu düşünceler namaz sırasında gelirse, kişi yoğun anksiyete ve suçluluk duygularıyla birlikte, namaza yeniden başlamak zorunda kalır. Bazen namaz saatlerce sürer.

Cinsellikle ilgili obsesyonlar
Sıklıkla kişinin aklına ayıp ya da günah olarak değerlendirdiği cinsel eylem ya da düşüncelerin gelmesidir. Yakınlarıyla seks, karşısındaki kişinin cinsel organına baktığının sanılacağı korkusu, çırılçıplak soyunup sokağa çıkma, eşcinsel olma ve benzeri tarzda olabilir.

Saldırganlık obsesyonu
Genellikle kendisine, çok yakınlarına ya da başkalarına zarar verecek bir eylemde bulunabileceği şeklinde ortaya çıkar. Çocuğunu, eşini, anne babasını yaralayabileceği, öldürebileceği düşüncesini taşır. Bazen kişi bu düşüncelerini eyleme çevirebileceğinden o denli korkar ki, evdeki tüm kesici aletleri ortadan kaldırabilir. Böyle bir takıntısı olan kişi aslında bu eylemi hiçbir zaman yapmaz.

BANA ‘DELİ’ DEMESİNLER
Nasıl teşhis ediliyor?
OKB birdenbire başlayabileceği gibi sıkıntılı bir olaydan sonra da ortaya çıkabilir. Bu hastalar genelde titiz, düzenli ve mükemmeliyetçi kişilerdir. Konuşmaları aşırı düzgün ve kibardır. Düşüncelerine inatçılık hakimdir. Kişi bunu saçma bulsa da bir türlü engelleyemez. Ama mantığına, görüşlerine, ahlak anlayışına ve inançlarına ters bulur. Bu düşüncelerden kurtulmaya çabalar. Fakat çabaladıkça düşünceler artar. Bu kez de akılına gelen düşüncelerin içeriğine göre kendisini günahkâr ve suçlu gibi görmeye başlar. Bu aşamadan sonra hayat hastalar için çekilmez hale gelir.

Hastalık varlığını nasıl gösterir?
Hastaların bir bölümü uzun zaman bu saçma düşünce ve davranışların bir hastalık olduğunu düşünmez. Çoğu hasta ise bu düşüncelerini yakınlarına, ailesine ya da bir doktora söylemeye çekinir. Aklına gelen düşüncelerden utanır ya da kendisine ‘deli’ deneceğinden korkar. Bu yüzden çoğu OKB hastası, tedaviye geç başvurur ve zaman yitirir.

Dinlendirici gözlüklerin yararı ne

Cuma, Mayıs 14th, 2010

Dinlendirici gözlük tamamen bir yalan! olduğu ortaya çıktı.>>..

Doktorların tavsiye ettiği dinlendirici adı verilen gözlüklerin yalan olduğunu söyleyen Prof. Dr. Halil Bahçecioğlu,”Göz, her bir saat çalışmada 15 dakika dinlendirilmeli. Dinlendirici gözlük diye bir şey yoktur. Gözler uykudayken zaten dinlenir” diyor

Florence Nightingale Göz Bölümü Başkanı Prof. Dr. Halil Bahçecioğlu kadınların göz sağlığı ile ilgili sorularımızı yanıtladı.

Gözü gün içerisinde dinlendirmek gerekir mi? Dinlendirici gözlük işe yarar mı?
Evet, dinlendirilmeli. Bir saatten fazla sürekli bilgisayar başında çalışan insanlarda uzağa bakarken zorlanma görülür. Bu nedenle her bir saat çalışmada göz, 15 dakika dinlendirilmelidir. 15 dakikalık süre içinde kısa aralıklarla boşluğa bakılabilir. Dinlendirici gözlük diye bir şey yoktur. Gözler uykudayken zaten dinlenir.

EL İŞİ GÖZÜ BOZMAZ!
Menopoz, kadınların gözlerini nasıl etkiler? Gözler, menopozdan sonra mı bozulur?
Menopoz dönemi boyunca kadınlarda göz kuruluğu çok yaygındır. Bunun sebebi de menopoz döneminde hormon desteğinin azalmasıdır. Çünkü gözyaşı üretimi, prolaktin ve cinsiyet hormonlarınca kontrol ediliyor. Menopozdan sonra gözlerde yanma, batma, kızarma gibi şikayetlere yol açan kuruluk, hormon destek tedavisi ile düzeliyor. Göz kuruluğunun tedavisinde suni gözyaşı damlaları ve gözyaşı salgısını artırıcı damlalar kullanılıyoruz. Bu arada göz bozulmasının menopozla ilişkisi yoktur. Her insanda olduğu gibi yaşın ilerlemesi ile yakın görmeme menopozlu kadınlarda da görülür.

El işi yapan kadınların gözleri daha mı çabuk bozulur? Neler yapmalılar?
El işi yapan kadınların gözü daha çabuk bozulmaz. Fakat hiç dinlenmeden çok uzun süre yakından el işi yapan kadınlarda, bir süre sonra uzağı görmede geçici problemler yaşanabilir. Bunun için 45 dakikada bir, 15 dakika el işine ara vermelerini ve sonra devam etmelerini öneririz.

BOL BOL HAVUÇ YİYİN!
Daha iyi bir görüş için havuç yiyelim mi? Önereceğiniz besinler nelerdir?
Daha iyi bir görüş için havuç yiyelim. Ama sadece havuç değil, antioksidan özelliği olan yeşil bitkileri; çilek, nar ve yaban mersini gibi meyveleri tüketmek de yararlı olacaktır. Omega 3 içeren ceviz ve balık gibi besinler de göz sağlığı için yararlıdır.

YEŞİL BİTKİLERİN HEPSİ GÖZ İÇİN BÜYÜK FAYDA SAĞLIYOR!
Maydanoz gözlere iyi gelir mi? Göz için özellikle tüketilmesi gereken bir besin var mı?
Tüm yeşil bitkiler içerdikleri antioksidan ve vitaminler nedeniyle göz sağlığı açısından yararlıdır. Maydanozun göz sağlığı açısından diğer yeşil bitkilerden çok daha fazla bir üstünlüğü yoktur. Ama yine de bol miktarda yenilmelidir.

GÖZLER YAŞIN AYNASI!
Gözü gençleştirmek mümkün mü? Bunun için ne yapmak gerekir, nelere dikkat edilmelidir?
Gözü dışarıdan vitamin ve yararlı besinler ile takviye etmek gözün sadece daha yavaş yaşlanmasına yardımcı olur. Göz, yaş belirtilerini gösterdikten sonra bunu geri çevirmek yani gençleştirmek mümkün değildir.

Renkli göz, lenslere zarar verir mi?
Renkli göz, lense daha çok güneş ışığı geçmesine izin verir. Böylece lens ne kadar çok güneş ışığına maruz kalırsa o kadar opaklaşır; saydamlığını kaybeder ve katarakt oluşumuna meyilli olur.

BOTOKS YANLIŞ YAPILIRSA GÖZ KAPAĞINI DÜŞÜRÜYOR!
Herkes botoks yapıyor. Sizce botoks kimler tarafından yapılmalı? Göz kenarlarına yapılan botoksu öneriyor musunuz?
Göz çevresi kırışıklıkları için geçici etkisi olan botoks uygulamasını öneriyoruz. Fakat uygulamanın göz çevresine kesinlikle göz hekimleri tarafından yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü yanlış bölgeye yapılması halinde ‘ptosis’ adı verilen göz kapağı düşmesi problemi ortaya çıkabilir ve hastanın birkaç hafta rahatsız olmasına sebep olabilir.

MUCİZE BEKLEMEYİN!
Botoksla kaşlar yukarı kaldırıldığında gözlerde daha mı genç bir görüntü elde edilir?
Botoksla kaşlar yukarı kaldırıldığında kırışıklıklar da ortadan kalktığı için daha genç bir görüntü oluşur. Fakat botoks bir mucize değildir. Sizi 20 yaşındaki görüntünüze çevirmez. Sadece dört-beş ay süreyle göz çevresinde daha genç bir görüntü sağlar. İnjeksiyonları tekrarlama şansımız her zaman vardır. İKİ

GÜNDE ETKİ GÖSTERİR
Daha çok kadınlarda görülen göz kapağı problemi botoksla ne kadar ertelenir?
Botoksun etkisi, uygulamadan iki-üç gün sonra ortaya çıkar. Yaklaşık olarak dört-beş ay sonra sonlanır. Tekrarlayan uygulamalarla etki süresi bir müddet daha uzun olabilir. Ama etki tamamen geri dönüşlüdür.

ŞAPKA YA DA GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ TAKSINLAR!
Siz, güneş gözlüğü kullanmıyorsunuz. Neden? Güneşin zararlı etkilerinden nasıl korunacağız?
Ben, pek gözlük kullanmıyorum. Ancak açık havada uzun süre kalan kişilerin de güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından korunmasını öneriyorum. Bu bir şapka ile olabildiği gibi güneş gözlüğü ile de olabilir.

Kadınların gözleri daha mı dayanıklıdır?
Kadınlarla erkeklerin gözlerinin dayanıklılığı açısından ciddi bir fark yok. Katarakt, göz tansiyonu ve sarı nokta gibi ciddi göz hastalıklarının çoğunda kadın veya erkek üstünlüğü olduğunu söylemeyiz.

AÇIK RENK GÖZLER ASLINDA DEFODUR
Açık renkli gözler, dış etkenlerden daha mı kolay etkilenir?
Açık renkli göz, güneş ışığı açısından bir dezavantajdır. Ancak diğer dış etkenlerden koyu renkli gözlere göre daha çok etkilenmez. Renkli göz, insanlar arasında çok istenen bir şey olmasına rağmen aslında gözün anormal bir durumudur. Normal olan koyu renk gözün pigment kaybetmiş halidir. Yani aslında açık renk göz, defolu gözdür.

AYNI ETKİLERİ ALIR!
Peki renkli gözün koyu renk gözlerden güneş ışığı geçirmek dışında başka da dezavantajları var mı?
Hayır. Renkli göz, güneş ışığı dışında dış etkenlerden diğer koyu renk gözler kadar etkilenir.

sigara cildimizede zararlı

Cuma, Mayıs 7th, 2010

günde bir paket içilen sigaranın cilde zararlı olduğu belirtildi. cildin hava almasını engelliyor sigara

Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Özgöztaşı,
bir tek sigaranın insan cildinin 90 dakika yeterli oksijen almasını engellediğini söyledi.

Özgöztaşı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, günde içilen bir paket sigaranın insanın cilt dokusunun yaklaşık bir gün boyunca yeterli oksijen almasını engelleyebileceğini belirtti.

Sigaranın ana maddesi olan nikotinin derideki kan damarlarında daralmaya yol açıp damarın beslediği dokunun yeterli oksijen almasını engellendiğini, bu durumun ciltteki yaraların iyileşmesinde gecikmeye
yol açtığını ifade eden Özgöztaşı, şöyle konuştu: Read the rest of this entry »

İNSSAN VUCUDUNDAKİ GİZEMLİ 12 REFLEKS

Perşembe, Mayıs 6th, 2010

bugün sizlere sağlıklı insan resmi – boş insan vücudu resmi, vücudun en hassas yerleri, sümük nedir nasıl oluşur bahsedeceğiz.

İnsan  Vücudunun Gizemli 12 Refleksi !
Hassas Dişler

Hassas dişlere sahip olanlar için dondurma yemek, bizim hoşlandığımız gibi zevk verici değildir. Dişinizin ince mine tabakasının altı dentin denen bir maddeden oluşuyor. Dentin ise doğrudan dişin yumuşak çekirdeğine (sinirlerin yer aldığı pulpa boşluğu olarak bilinir) giden borucuklar ve mikroskobik kanallardır. Borucukların ayrıca sıvı içerdiğini söyleyen California Üniversitesi Koruyucu ve Restoratif Diş Bilimleri Bölümü’nden Grayson W Marshall, “Bu akışkan sıvıdaki herhangi bir hareket pulpa boşluğundaki sinirleri harekete geçiriyor ve bu da keskin bir acıya neden oluyor” dedi. Read the rest of this entry »

Zona hastalığına karşı şifalı bitki önerileri

Çarşamba, Mayıs 5th, 2010

Prof.Dr.Ahmet Maranki Zona Hastalığı için Şifalı Bitkiler zona hastalığında dikkat edilmesi gerekenler nelerdir bilgilendirme
Zona Hastalığı Nedir ?
Zona tıp dilinde herpes zoster cilt hastalığı olarak bilinir.Kişinin sırt ve gögüs bölgesinde görülmektedir.Ender olarak baş ve boyun bölgesinde de görülmektedir.Su çiçeği geçirmiş olan kişilerde virüsün sinirlere yerleşerek ilerde savunma mekanizması bozulunca tekrarlayan bir hastalıktır.Sağlıklı kişilerde nadiren yaşla birlikte görülme sıklığı artan hastalık,kişinin yaşam kalitesini bozan bir virüs hastalığıdır.

Zona hastalığına yakalanan kişiden sıvı halde temas ederlerse su çiçeği hastası olurlar.

Sağlıklı kişilerde 10 gün veya 2-3 hafta içerisinde kabuk bağlar.

Hastada ateş ve halsizlik görülebilir..

Hastalık döneminde banyo yapılmasının bir sakıncası yoktur.Fakat banyo yapmak ağrıyı artırabilir ve kabarcıkların mikrop alma riskini artırabilir.Hastayı rahatlatmak için antiseptik sulu pansuman veya ağrı kesiciler kullanılabilir.

Bitkisel Tedavi Yöntemi
Lahana yaprakları ezilir, lapa halinde konulur, günde 4 defa içilir.

Bir miktar lahana yaprağı mikserden geçirilip bir tülbent yardımıyla sıkılıp elde edilen Özsuyu kabarcıklann üze­rine sürülür.

Vücut saf zeytinyağı ile ovulur.

Vücut sirkeyle karıştırılmış su ile yıkanır.

Ağrıyan yerler badem yağı ile ovulur.

4 bardak suya, 4 kaşık ezilmiş kuşburnu konulur. 30 dakika kaynatılıp, nöbet şekeri ile tatlandırılır. Bu karışımdan günde 3 bardak içilir

Ölümcül hastalığı olduğu hastaya söylenmeli mi?

Cumartesi, Nisan 24th, 2010

Ölümcül hastalığı olduğu hastaya söylenmeli mi – söylenmemeli mi sorusunun yanıtı makalemizde gizli..

null

Prof. Dr. Durkaya Ören, “Ölümcül hastalık bir gerçektir. Bu hastalık saklanamaz, üstü örtülemez. Biz saklasak da bu gerçek eninde sonunda ürkütücü yüzünü ortaya çıkacaktır” diyor.

Atatürk Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Durkaya Ören, ”Ölümcül hastalık bir gerçektir. Bu hastalık saklanamaz, üstü örtülemez. Biz saklasak da bu gerçek eninde sonunda ürkütücü yüzünü ortaya çıkacaktır” dedi.

Prof. Dr. Ören, Aziziye Araştırma Hastanesi Konferans Salonu’nda verdiği ”Ölümcül Hastalık Hastaya Söylenmeli mi?” konulu konferansta, ölümcül hastalığın insana nasıl ve ne şekilde söylenmesi gerektiğini anlattı.

İnsanın kısa sürede öleceğini bilmesinin yaşamına damga vuracak kararlar almasına neden olduğunu ifade eden Ören, ”Çünkü her şey, gururlar, küçük düşme ve başarısızlık korkuları kendini ölüm karşısında yitirir. Kaybedilecek bir şey olduğu düşüncesini yok etmenin en iyi yolu da insanın öleceğini hatırlamasıdır” diye konuştu.

Her insanın ölüm gerçeğini çok iyi bildiğini ancak hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığını belirten Ören, şunları söyledi:

”İnsanlar ölümün doğum gibi doğal olduğunu kabul etseler yaşamak daha kolay olurdu. Yardıma muhtaç insanlar için ölüm bir kurtuluş olarak görülüyorsa ölüm çok da korkulacak bir şey değildir. Normal ömürlük yaşayanlar ölüme hazırlıklı olabiliyor ancak ani ve beklenmedik ölümler insanı hazırlıksız yakalıyor.

Normalde ölüm zamanının bilinmemesi yaşamda kolaylık sağlıyor ve insan hayata bağlanıyor. Çoğu zaman öleceği aklına bile gelmiyor. Yarınlara umutla bakıyor ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayabiliyor.”

Ölümcül hastalığın insanın yaşama gücünü yok ettiğini, umutlarını kırdığını, yaşamla bağlarını kopardığını ifade eden Ören, ”İnsanlar ölümcül bir hastalığı olduğunu bildiği zaman, ne kadar yaşayacağını, ne zaman öleceğini biliyor. Hasta, ölümcül hastalığını ve bunun sonucunu bilmeye hakkı vardır” diye konuştu.

İnsanların ölümcül hastalıklar karşısında farklı tepkiler verdiğine dikkati çeken Ören, şunları kaydetti:

”Bazı insanlar ölümcül hastalığını öğrendiği zaman ‘O an bittim, dünya başıma yıkıldı. Sanki zamanın dışında adım atıyordum. Kamyon çarpmışa döndüm. Yüzüme bir kapı kapandı, karanlık çöktü bana’ diyor. ‘Hayat bize sürpriz yaptı.

Eskiden hayal kırıklarım olurdu ama artık yok’ diyenler de var. Bunun için hastalık hastaya doğru şekilde söylenmelidir. Hastalık hakları yönetmeliğinin 15. ve 19. maddesine göre de hasta, hastalığın seyri ve sonuçları hakkında bilgi alma hakkına sahiptir. Hasta kendisinin bilgi istememesi ve verilecek bilginin hastaya zarar verebilmesi halinde hastalık hastaya söylenmez.”

‘ÜMİT KAPISI AÇIK BIRAKILMALI’

Prof. Dr. Ören, hastalık söylenirken dikkat edilmesi gereken hususları şöyle sıraladı:

”Hekim daima ümit kapısını açık bırakmalı ve hastanın her şeyi henüz kaybetmediğini aktarılmalıdır. Olay, ailenin, doktorun ve hastanın aynı safta çarpışacağı bir savaştır. İnsanların sosyal yapısı birbirine benzemez. Bu göz önünde bulundurularak hastanın sosyal yapısı anlaşılmalı ve yaklaşım ona göre ayarlanmalıdır. Ölümcül hastalık şok etkisi yapabilir.

ABD’de hastaya hastalığının ne olduğu, seyri ve sonuçları açıklanır. İtalya, İspanya, Yunanistan gibi Güney Avrupa ülkelerinde kanser tanısı ve prognozu söylenmemektir. Ülkemizde de benzer yaklaşım ağır basmaktadır. Ölümcül hastalık bir gerçektir. Bu hastalık saklanamaz, üstü örtülemez. Biz saklasak da bu gerçek eninde sonunda ürkütücü yüzünü ortaya çıkaracaktır. Onun için de bize düşen, hastayı bu gerçekle ehven şekilde yüzleştirmektir.”

Konferansa, AÜ Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sabri Selçuk Atamanalp ve öğretim üyeleri de katıldı.

Sponsorlu Bağlantılar

Page 1 of 212